Aylık arşivler: Kasım 2011

Modern Çağın Hastalığı Zihinsel Yorgunluk

Sabah güneş doğmadan daha, henüz gün ağarmadan düşersin yollara.

Evde kahvaltı yapmak sadece Pazar gününe has bir durumdur. Belki de bu yüzden, buzdolabı genelde tam takırdır. Hava buz gibi soğuktur ve sen, durakta bekleşen onlarca kişinin nefesleri ile ısınmaya çalışırsın. Bir otobüs gelir uzaktan, gürültüyle yanaşır kaldırıma. Bir can pazarı simülakr eder o anda. Hepiniz aynı anda binmeye çalıştığınızdan mıdır nedir, otobüs sanki bir canavar, kapıları keskin diş. Siz de taptaze etler, yenilmeyi bekler.

Şanslıysan boş bulduğun bir koltuğa kıvrılır, yarım kalan rüyana kaldığın yerden devam edersin. Yok eğer değilsen, kulaklarında sigaradan kalınlaşmış sesleri ile güne merhaba diyen radyo dj’lerinin sesi – her yıl yağmur yağdığında çukurlaşan yollarda tıngır mıngır ilerleyen otobüsün camlarını nefesinle buharlar, çocukluğundan kalma bir alışkanlık olsa gerek, cama yazılar yazarsın.

zihinsel yorgunluk Okumaya devam et

Kitap: You are not so smart

Türkçeye çevirince sanki ben çok akıllıymışım da siz değilmişsiniz gibi algılanabilir ama aslında bu bir kitap adı: “You are not so smart

David McRaney, Amerikalı bir gazeteci, teknoloji, internet ve psikoloji ile de yakından ilgili. İki sene kadar önce “you are not so smart” adlı bir blog açıyor ve rasyonel, mantıklı bir insan olduğunu düşünen insanlara aslında dünyanın en az geri kalanı kadar kandırılmış durumda olduklarını anlatıyor. Blog projesi o kadar popüler oluyor ki bunu bir kitap haline getirmenin uygun düşeceğini düşünüyor David McRaney. Sizce neden Facebook’ta bu kadar çok arkadaşımız var? Ya da neden hafızamız kurgudan ibaret? Merak ediyorsanız kitabı okumanızı tavsiye ederim. İsterseniz Facebook sayfasına üye olup ücretsiz bölümlerden de okuyabilirsiniz.

you_are_not_so_smart Okumaya devam et

Twitter Röportajları: @ortadunyasakini

Biz eskiden ünlü isimlere hayrandık. Televole, paparazzi programları ile keşfettiğimiz ünlülerin “ışıltılı” hayatları, televizyonun camından yansıyarak karanlık oturma odalarımızı aydınlatırdı. Hatta o kadar kapalıydı ki zihnimiz birçok yaşıtımız ünlü olmak için evde kaçtı ve diğerleri evden kaçan ufacık kızların yol kenarlarında biten acıklı öykülerinden kitaplar yazdı, biz de cıkcık diye diye onları okuduk. Hiç unutmam ortaokulda mıydım neydim, annemle kuaföre gitmiştik bir gün. Dönemin en popüler Türk şarkıcısı Doğuş ve onun “Gamsııız, Vicdansııız” isimli oldukça acıtasyon şarkısı Kral Tv’den kuaförün buğulu camlarına baskı yapıyor, acı nedir bilmeyen ufacık yüreğim saçma sapan bir şekilde sızlıyordu. Anlamıyordum neden bu kanal açık, neden Doğuş dinliyoruz ki? Meğer orada çalışan kız, Doğuş hayranıymış. Doğuş’a ulaşmak için mektuplar mı yazmamış, konserlerine mi gidip bağırmamış. Ulaşamamış tabii.

Aradan yıllar geçti, şimdi düşünüyorum da, artık istediğiniz herkese ulaşabiliyorsunuz. Six degrees of separation deneyini biliyorsunuzdur. Yani bu deney o zaman da geçerliydi ama artık daha kolay. Ünlülerin çoğu ile sanki kanka, akraba, eş-dostmuşçasına sohbet edebiliyorsunuz. Hatta bazen onlar size hayran oluyorlar. Bunun örnekleri mevcut.

hayran Okumaya devam et