Bir Sosyologun Sosyal Medya İle İmtihanı

Sosyoloji benim için her zaman bir sığınak olmuştur. Kafa karışıklığımı giderebildiğim, toplumları, kültürlerini yargılamadan anlayabileceğim sınırsız kaynakla dolu sessiz bir liman. Her zaman içinde çığırtkanlar vardı bu bilimin ama benim kafamdaki çığlıklarımı dindirmeme neden oldu. Ne yazık ki bunu bizim devlet üniversitelerinde yapabilmek çok zor. Kimse alınmasın ama üniversitelerin sosyoloji bölümleri saman kağıtlara kurşun kalemlerle not alınmış, miadı çoktan dolmuş teorilerle öğretim yapmaya çalışan hocalarla dolu. Eğer içinizde birazcık sosyoloji aşkı yoksa, okuldan mezun olduktan sonra sudan çıkmış balık gibi karada nefes almaya çalışırsınız.

Sosyal medyaya giriş yaptığım son 3 senedir sosyal medyanın sosyolojisi üzerine okumalar yapıyorum. Bulabildiğim tüm makaleleri, blogları okuyor, işime yarayanları not edip gerisini geri dönüşüm kutusuna postalıyorum. Geçenlerde Avustralyalı bir hocanın bloguna denk geldim. Adı Deborah Lupton, Sydney Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde görev yapıyor.

Bugün size Deborah Lupton’ın hikayesini anlatacağım.

digital_sociology

Deborah Hoca, ne yazık ki diğer akademisyenler gibi sosyal medyanın gücünden habersizmiş. Gerçi arkadaşları ve ailesi ile iletişimde kalmak için Facebook, yıllardır da diğer akademisyenlerle iletişime geçmek Linkedin ve Academia.edu’yu kullanıyormuş ama sosyal medyanın akademik anlamda gücünün henüz farkında değilmiş. Ta ki günün birinde The Conversation isimli bir online tartışma platformuna makalesini yayınlayıncaya kadar. Bu sitede yazısı yayınlandıktan birkaç saat içinde 500 kişi tarafından okunmuş. Deborah bu rakam karşısında çok şaşkınmış ama birkaç gün sonra yazısının 2.000′den fazla kişi tarafından okunduğunu ve yüzlerce yorum aldığını görünce şaşkınlığı iki kat artmış.

Herhalde bir akademisyenin akademik hayatı boyunca, ilk defa bir makalesi, kısa zaman içinde bu kadar fazla kişi tarafından okunmuştur. Deborah o gün, internetin akademisyenler tarafından ne kadar önemli olduğuna karar verip kendine bir blog açmış.

Blogunun adı “The Sociological Life”, yukarıda linkini vermiştim. Ardından hızını alamamış ve bir de Twitter hesabı oluşturmuş kendine. Önceleri Twitter’ın sadece “geyik muhabbeti yapılan bir yer” olduğunu düşünüyormuş ama giriş yaptıktan sonra birçok farklı düşüncede insanın fikirlerini yazdığı, ilgi alanlarında haberler ile ilgili linkler paylaştığını yani sonsuz bir bilgi kaynağı oluşturduğunu görünce bu düşüncesinden vazgeçmiş. Bilim insanları hep şüphecidir, düşüncelerini muhakkak bilimsel bir temele oturtmak isterler. Nasıl yaptı bilmiyorum ama Deborah Tweetreach uygulamasını da keşfetmiş ve bir tweetinin 80.000 kişiye ulaştığını fark edince ağzı açık kalmış. (Gerçi kendisi böyle anlatmıyor ama bence kesin “Cizııs krayst” demiştir.)

Zaman içinde Paper.li, Pinterest, Storify gibi birçok sosyal medya sitesine üye olan ve kaynaktaki bilgi bitecekmişçesine sömüren Deborah Lupton tüm bu gelişmelerle ilgili bir de makale hazırlamış.

Makalenin devamında ilgi çekici bir konu başlığı var: Dijital Sosyoloji.

Dijital antropoloji, teknososyoloji gibi birçok terime aşina olan bendeniz bu konuya da hakim olabilmek için yemedim içmedim, sizler için araştırdım. Konuyla ilgili yazmak istediklerim çok fazla. Mesela Türkiye’de neden bu konuda çalışan bir hoca yok? Google Türkiye sayfasında Türkçe aramalarda neden sadece iki-üç tane link çıkıyor?

Tüm bu soruların cevaplarını yarın vereceğim. Ama öncesinde;

Ola ki sosyolojiye, hele de dijital sosyolojiye biraz ilginiz vardır ama kimleri takip edeceğinizi bilmiyorsunuzdur, ben size birkaç link vereyim. Bu aralar çok cömertim bilgi konusunda. İstediğiniz kadar sömürebilirsiniz.

http://simplysociology.wordpress.com

http://thesocietypages.org/cyborgology

http://www.everydaysociologyblog.com

http://technosociology.org/

http://www.simonlindgren.com

Şimdi düşünüyorum da kaç tane sosyoloji hocası Twitter’da bilgi paylaşıyordur acaba ya da kaç tane sosyoloji hocasının Twitter hesabı vardır? İsmail Hakkı Polat Hocayı ya da Aslı Tunç hocayı falan saymıyorum. Onlar zaten bu camianın göz bebekleri.

Ya da kaç tane sosyoloji öğrencisi gerçekten araştırma yapmak için, sırf dinamikleri merak ettiği için Twitter kullanıyordur?

Bence maksimum 10. Fazla bile iyimserim.

Neyse, daha gidip ütü yapacağım. Malum evli bir kadınım.

Bir Cevap Yazın