Birke Baehr: Gıda sistemimizin nesi var?

Babam 50 yaşından sonra dededen kalma arazilerde ceviz yetiştirmeye başladı. Geçen sene bir akraba düğününde uzun zamandır görmediğimiz tanıdıklardan biri ile karşılaştık. Ziraat mühendisi olan bu tanıdığımız babamın binbir sıkıntıyla yetiştirmeye çalıştığı cevizlerin asla büyümeyeceğini çünkü o yeşil, beyaz spreylerden kullanmadığını söylemişti. Babam ısrarla o spreylerden almıyor, hatta baya baya ilkel tarım yapıyordu. Ziraat mühendisi arkadaşının sözlerini bir kulaktan dinleyip öbüründen bay bay diyerek yolculayan babam yaz başında sulama sistemi kurdurdu ve sonunda ağaçları yemyeşil oldu. Acelesi yok, cevizleri yavaş yavaş büyüsün, sağlıklı olsun istiyor. Haklı da.

Ne yazık ki babam gibi adamlara deli denir bu dünyada. Ben de onun deli kızıyım. Çöpleri ayrıştırmak için bazen çöp bile karıştırdığım oluyor. Utanmıyorum, çünkü dünyayı yaşanır kılmak için birilerinin harekete geçmesini bekleyemeceğim.

Doğanın bize sunduğu tüm bereketi, ağaçların yüceliğini ve toprağın cömertliğini burun kıvırmadan anladığımda 20’li yaşlarımdaydım. Ama Birke Baehr benden daha şanslı.

8 yaşındayken annesinin e-mail kutusunda gördüğü genetiği değiştirilmiş mısırlarla ilgili bir yazı minicik hayatının dönüm noktası olmuş. Yiyeceklerimizin nerden geldiğini, hayvanların nasıl bakıldığını sora sora sonunda bir tarım aktivisti olup çıkmış. Şimdi 14 yaşında olan Birke uzun zamandır konuşmalar yapıyor, genetiği değiştirilmiş gıdaların zararlarını anlatıyor, organik tarımla ilgili bilgilendirme yapıyor.  11 yaşındayken konuşmacı olarak katıldığı bu Ted konuşmasında dünyada gıda sistemi ile ilgili yanlış giden şeyleri açıklıyor. Çocukların ve bence büyüklerin de televizyon, internet ve basılı medyadaki pazarlama ve reklamlarla kandırıldığını, firmaların çocukların gezegenimiz ve bizim sağlığımız için iyi olmayan şeyleri ailelerine aldırtmalarını sağladıklarını söylüyor. Hedef kitle çocuklar çünkü onlar renkli paketlerden daha kolay etkileniyorlar.

İnsan marketten aldığı ürünlerin yolculuğunu hiç merak etmiyor, o raflara nasıl geliyorlar? Nasıl işlemlerden geçiyorlar? İneklerin çimlerde koşup oynadığı, tavukların gıtgıt gıdakladığı Heidi’nin neşe saçarak koşturduğu kırlar bayırlar geliyor akla. Reklamlarda öyle ya.

Halbuki 45 gün içinde kesilmezse kendiliğinden çatlayıp ölen tavukları yiyoruz, genetiği oynanmış domates, marul, soğan ve diğerleri ile salata yapıyoruz. 90’lı yıllardan bu yana üretilen tüm gıdalar kansere ve diğer sağlık sorunlarına yol açıyor. Peki biz bu konuda neler yapabiliriz?

Birke soruyor: Global tarım ekonomisinde dönen çarklardan kendimizi nasıl koruyabiliriz? Think global, act local! Yani, farklı seçimler yaparak, gıdalarımızı yerel üreticilerden ya da doğrudan hayatımız boyunca tanıdığımız komşularımızdan alarak hepimizin fark yaratabiliriz.

Bir Cevap Yazın