İnternet Değişimi Mümkün Kılar Mı? ya da Kolektif Zeka.

Bu yazıyı hazırlarken düşüncelerini benden esirgemeyen kardeşim Işın Yılmaz‘a teşekkürler.

Molly Katchpole, bundan 2 yıl kadar önce üniversiteden yeni mezun olmuş yarı zamanlı çocuk bakıcısıydı. Günün birinde Bank of America’nın kendisinin de aralarında bulunduğu müşterilerinin hesabından her ay 5 dolarlık kesinti yapması canına tak edince Change.org üzerinden bir imza kampanyası başlattı. Kampanyaya 1 ay içinde ise 50 eyaletten 300bin’den fazla Amerikalı destek verdi. İmza verenlerin Facebook, Twitter gibi sosyal medya sitelerini de kullanarak şikayetlerine aralıksız devam etmesi ve olayların kar topu etkisi ile büyümesi Bank of America yetkililerini çaresiz geri çekilmek zorunda bıraktı. Katchpole ve finans kurumları arasındaki mücadeleyi Katchpole kazandı. Molly’nin tüm hayatı change.org sitesinde hazırladığı bir imza kampanyası ile 1 ayda değişti ve tabii bankaların da. Molly geçtiğimiz yılın Mart ayında Times’ın 100 etkili isim listesine aday oldu.

mol

Türkiye’nin en “Avrupai” şehri olarak bilinen İzmir’de birkaç ay öncesine kadar metroya bisikletle binmeniz yasaktı. Zaten metro metro değil, tek hatlı tren gibiydi. Cumaovası ve Aliağa istasyonları açılınca şehir içinde bir noktadan diğer noktaya ulaşım çok daha kolay oldu. Cumaovası-Gümüldür arası arabayla 40 dakika. Bisikletle de gidebilirsiniz. Ama bunun için trene bisikletinizi sokmanız gerekiyor. Neredeyse imkansız bir hareket.

Şeref Alım 1 ay önce Change.org üzerinden bir kampanya oluşturdu. 144 kişi kampanyaya imza verdi, bisikletseverler de Twitter ve Facebook üzerinden destek verdiler. Sokak Orkestrası İzban’da bisiklet yasağına karşı şarkılı-türkülü protesto yaptı, bu konseri YouTube’da binlerce insan izledi, Facebook’ta paylaştı, ve sonunda kazanan halk oldu. Her ne kadar belirli saatlerde İzban’a bisikletlenizle girebiliyor olsanız da sosyal medya bir değişimi daha mümkün kıldı.

Change.org modern köleliğimizden bizi azad ediyor. Sosyal medya sorunlarımızı çözüyor, hükümetler deviriyor, birilerinin koltuğunu sallıyor, kimilerini kızdırıyor, bireyselliği öldürüyor ve yepyeni bir dayanışma türü yaratıyor.

Toplumlarda Dayanışmanın Mekanik ve Organik Hali

Sosyoloji biliminin babası olarak kabul edilen Durkheim 1893 yılında doktora tezi olarak Toplumsal İşbölümü isimli bir çalışma yayınladı. Çalışmasında toplumların evrimsel süreci içinde işbölümüne bağlı olarak gelişen iki tür toplumsal yapıdan söz ediyor.

İlki bizim aslında ülke olarak aşina olduğumuz ama batılıların çok iyi bilmediği tür. Mekanik Dayanışma. Durkheim her ne kadar bu dayanışma türünün ilkel toplumlarda ön plana çıktığını söylese de Tönnies’ten de bildiğimiz gemeinschaft’ın (topluluk) en önemli özelliği. Çok uzağa gitmeyelim Anadolu’da hala bu çeşit dayanışmaya rastlamak mümkün.

Durkheim’ın mekanik dayanışmasında aile kavramının ön planda olduğu, temelinde yüz yüze iletişimin olduğu bir toplum vardı. Artı para yerine takas usulü işleyen ekonomik yapı, küçük yerleşim yerlerinde büyük evler ve kalabalık aileler yaratıyordu. İnsanlar birbirlerine hayatın her alanında yardım ediyordı. Birinin tarlası mı sürülecek, tüm köy o gün tarlaya koşuyor, birlikte sürüyorlar, birlikte yiyip içiyorlardı. Herkes birbirini tanıyordu. Kimin oğlu kimin kızını seviyor, kimin evinde hangi yemek pişiyor, herkesin dilindeydi. Farklılaşma yok denecek kadar azdı. Bütün bir toplumun aynı şeyi giydiğini, aynı şeyi düşündüğünü, aynı şeye inandığını düşünün. Bu toplumda biri yanlış yaptı mı hep beraber cezalandırıyorlardı. Dolayısıyla toplumsal baskı da yoğun bir şekilde yaşanıyordu.

E tabii hal böyle olunca bu dayanışma türüyle yaratılan toplumlarda yalnızlaşma, bireyselleşme pek mümkün değil. Herkes birbirine görünmez bağlarla ve sözlü kanunlarla bağlı. Benzer sorumluluklar, inanç ve düşünce kolektif zekayı ya da ortak bilinci oluşturuyor.

Bu dayanışma türüne belki benzeşme de diyebiliriz. Din temelli bir yapıda herkes birbirine benziyor.

İkinci dayanışma türü için Durkheim Organik Dayanışma‘dan söz ediyor. Bu türden dayanışma bireyselliğe atıfta bulunuyor. Buharlı makinelerin icadı, kırsaldan kente göç süreci, fazla ürünü depolama ve satma, para ekonomisi, zenginlik, rant kavgaları… Artık herkes farklı. Fabrikalarda çalışıyorlar, kendi uzmanlık alanları var. Bildiğimiz modern toplum. Büyükşehirlerde yaşayan yapayalnız insanlar, para harcamak için ihtiyacı olmayanı satın almalar ve ihtiyacı olduğuna inanmalar, topraktan kopuş betona tapış, reklam ve pazarlama. Daha fazlası… Hep daha fazlası…

Bu noktada herkes birbirine sadece ihtiyacı olduğu için muhtaç. Komşu komşunun külüne, doktor öğretmene, öğretmen kasaba, kasap manava, manav mandıraya, mandıra terziye… Uzar gider. Ama sadece işleri düşünce. Sonra, yine kendi yapayalnız hayatlarına tutsaklar. Bu dayanışmada elbette ortak bir bilinçten kolektif bir zekadan söz etmek mümkün değil. Çünkü herkes kendi poposunu kurtarmak peşinde. Kimse sabah gidip akşam gelmekten etrafında olan güzelliklerin farkında değil.

Metrodaki Kemancı deneyini bilenler vardır belki ama ben bilmeyenler için paylaşayım.

Dünyaca ünlü keman virtüözü Joshua Bell insanların ilgisini çekip çekemeyeceğini ölçmek için  soğuk bir Ocak gününde Washington metro istasyonunda 45 dakika boyuca 6 Bach eseri çalar. Çoğu Amerikalının işe gitmek için kullandığı metro istasyonu 45 dakikada yaklaşık 1100 kişiyi ağırlamıştır. Bu 45 dakika içinde sadece Joshua Bell'i sadece 6 kişi bir süre durup dinler. 20 kişi kendisine para verir ve sonra yine hızlı adımlarla işlerine yetişmeye çalışırlar. 45 dakika içinde Joshua Bell sadece 32 dolar toplar. Halbuki bu olaydan iki gün önce biletlerin tanesi 100 dolardan bir konser vermiş, konser salonu tıka basa dolmuştur. 

Joshua Bell Washington metrosunda 45 dakika boyunca 3.5 milyon dolarlık 1713 yapımı bir Stradivarius ile klasik müzik konseri vermiş, insanların ruhunu açmaya çalışmış, onları bireyselliklerinden söküp çıkartmaya uğraşmış ama ne yazık başarılı olamamıştır.

Bireyselliğin bu kadar yüceltildiği global bir dünyada yeniden bir araya gelmek mümkün müydü?

Son 20 yılda hayatımızda ne kadar tuhaf değişiklikler oldu, değil mi? Dünyanın dört bir yanından hiç tanımadığımız insanlarla sırf ortak beğenilerimiz var diye arkadaş olduk, tematik chat odalarında bilgi dağarcığımızı geliştirdik.
Önceleri adımızı vermeye, kim olduğumuzu söylemeye korktuk.

Facebook geldi, dünya değişti. Kim olduğumuzu, akrabalık bağlarımızı, medeniyet hallerimizi… Kimse bizi zorlamadan ortalığa döktük.Ve değişim, yavaş yavaş kendini göstermeye başladı.

Durkeim’ın Organik Dayanışma’sı Mekanik Dayanışma’sı ile birleşti. Bireysel hayatlarımızda yüz yüze değil ama karşılıklı iletişim kuruyoruz. Aile bağları değil ama değerlerimiz kuvvetli. İlgi alanlarımıza göre birleşiyor, kolektif zekamızı güçlendiriyoruz.

Evet, hala yolda birbirimizi günaydın demiyoruz, diğerlerinin hakkına saygı duymuyoruz, konuşmuyoruz, gülmüyoruz. Ama bizim olanı almak için sosyal medyada örgütleniyoruz. Hükümetler deviriyoruz, koskoca bankaları alaşağı ediyoruz, kararlar aldırtıyoruz, devlet kurumlarına karşı çıkıyoruz.

Yeni bir dayanışma: Dijitalde Mekanik Dayanışma

Bu kavramı ben uydurdum. Belki daha akademik bir ad koyabilirsiniz. Başlıkta internet değişimi mümkün kılar mı? diye sormuştum, cevabını tüm yazı boyunca anlamışsınızdır sanırım. Evet.

Çünkü internet içeriği kendi başına oluşan bir şey değil. Dijitalde yaratılmış mekanik dayanışma ile mümkün. Örneğin Facebook. Facebook 1 milyar insanın üye olmadığı bir sosyal ağ olsaydı “Facebook” olabilir miydi? Facebook, insanlar tarafından yaratılan bir ağ. Keza Twitter, YouTube, LinkedIn ve Reddit*…

Artık ilişkilerimiz yeniden tanımlanıyor. Amerika’ya okumaya giden bir üniversite öğrencisi artık yalnız kalmak zorunda değil. İstediği an Skype üzerinden ailesi ile akşam yemeği yiyebilir, Facebook arkadaşları ile mutluluğunu paylaşabilir. Twitter’dan ülkesindeki gelişmeleri takip edebilir…

Sosyal medya ile yalnızlık paylaşılabilir.

*Reddit kurucularından dijital aktivist Aaron Schwartz ben bu yazıyı hazırlarken intihar etti. Dünya çok zeki ve tutkulu birini daha kaybetti. Aaron’ı özleyeceğiz.

Bir Cevap Yazın