Teknolojiyi Nasıl İnsancıllaştırıyoruz?

Clifford Nass ve Byron ReevesMedya Denklemi” teorisini ortaya attığında sene 1996’ydı. Bu teori, “Medya Denklemi Testi” diye adlandırılan ve 22 kişilik denek grubu ile gerçekleştirilen bir testin sonucu. Testte iki gruba ayrılan deneklere Amerikan Pop Kültürü ile ilgili sorular yöneltilmiş ve akabinde, sorular hakkında bir de anket cevaplamaları istenmiş. Birinci grup testi cevapladığı bilgisayarda anketi yanıtlarken diğer grup kağıda ya da başka bir bilgisayara anket yanıtlarını girmiş. Sonuç, epey ilginç. Birinci grup, testi yanıtladığı bilgisayarla arasında bir bağ kurarak ona karşı kibar davranmış ve soruların “gayet iyi” olduğunu söylemiş ama diğer grup, yani ankete kağıt-kalemle ya da başka bir bilgisayarla yanıt verenler testin “kötü” olduğunu belirtmiş.

Reeves ve Nass aynı testi bir de bilgisayarlara mikrofon ekleyerek gerçekleştirmişler. Sonuç yine aynı çıkmış. Testi yanıtladıkları bilgisayarda anket yanıtlayanlar, soruların “süper” olduğunu düşünmüşler, öyle olmasa bile.

medya denklemi

En nihayetinde Reeves ve Nass’ın teorisi, insanların medya ürünlerine (bilgisayar, televizyon, yeni medya) başka bir insanmış gibi kibar, yardımsever, esprili hatta kadın/erkek gibi davrandığını ortaya çıkarmış. İnsanlar bilgisayarlarla, televizyon ve yeni medya ile sosyal ve doğal bir şekilde iletişime geçiyor. Tıpkı, gerçek hayattaki ilişkileri gibi.

(Bonus okuma: The Media Equation: How People Treat Computers, Television, and New Media Like Real People and Places)

Medya, duygusal tepkilerimizi ortaya çıkarır, dikkatimizi çeker, bizi tehdit eder, anılarımızı etkiler ve düşüncelerimizi değiştirir. 

15 dakikanız varsa aşağıdaki “Kadın Dediğin” isimli belgeseli izlemenizi öneririm. Yoksa da ben size kısaca özetleyeyim: Belgesel örneklem kümesi olarak Yıldız Teknik Üniversitesi seçilen bir araştırmanın sonucu olarak ortaya çıkıyor. Araştırma kapsamında erkek öğrencilerden “kadın”ı tanımlamaları isteniyor. Neredeyse bütün cevaplarda “kadın dediğin evinde oturur çocuk bakar”, “kadın dediğin güzel olur, dişi olur”, “kadın dediğin bakımlı olmalıdır” gibi tanımlar var. Her cevabın öncesinde de ilgili bir Türk filmi sahnesi ya da bir reklam izliyoruz. Yaş, sınıf, eğitim düzeyi fark etmeksizin hemen hemen her erkek öğrencinin verdiği yanıtlarda kadının erkekteki karşılığı Türk sineması, reklamlar ya da tv programlarındaki kadına işaret ediyor.

Kadın Dediğin /Belgesel , Woman That We Call / Documentary from Sevda Doğan on Vimeo.

Sosyal ilişkilerimizde medyanın rolü, her zaman bu kadar alt metinle okunacak kadar saklı olmuyor. Mesela geçenlerde The Big Bang Theory’nin bir bölümünde Canla izlediğimiz Siri&Raj aşkı gibi.

Tarihsel süreçte teknolojinin asıl rolü, tek bir amaca hizmet etmek:verimliliği arttırmak. Ama, Siri&Raj aşkı gibi, kadının yeri kocasının yanıdır gibi birçok istenmeyen sonucu da doğurabiliyor teknoloji. Çünkü, biz teknolojinin verimliliğimizi arttırmasını sağlamak için onu insancıllaştırıyoruz. Onu gülmeye, ağlamaya, like etmeye, tweet atmaya, anı dondurmaya vs. programlıyoruz, duygularımızı ifade etmek için türlü maymunluklar yaptırıyoruz.

Google dahil birçok teknoloji şirketinin ürünlerini insanlara uygun ve yakın hale getirmek için linguistlerle, sosyal bilimcilerle çalışmalarının bir sebebi olmalıydı. Socialcast’ın hazırladığı bir infografiğe göre teknolojide üretimin 3 aşaması var. İlk aşama 20. yy’da seri üretime denk geliyor, özelleştirme ve son aşama günümüzde “kişiselleştirme”.

Kişiselleştirme deyince aklınıza Google algoritmaları gelsin. Son 3 yıldır Caffein, Panda, Penguin gibi birçok algoritma ile sosyal ağ deneyimini arama motoru ile birleştiren Google, arama motoru optimizasyonu alanında çalışanlarını canından bezdirdi, içerik fabrikalarını daha çok çalışmaya, özgün içerik üretmeye zorladı.

Peki, bundan sonra ne olacak?

Fütüristler, trend analistleri beri gelsin.

Bir Cevap Yazın