Twitter Röportajları: @dokuyanemre

Emre Dokuyan çok neşeli, eğlenceli ve akıllı biri. Cidden.

Yeni medyayı nasıl kullanacağını çok  iyi biliyor, sessiz ama derinden. Daha 22 yaşında, Alman Edebiyatı okuyor. Zihni açık, mesela daha bu yaşta kitap yazdı. Yeteneklerinin, neyi yapıp neyi yapamayacağının farkında. Ben onu çok sevdim, karakterini de. Yani bazı insanlar doğuştan iyidir, içi temizdir. Kötülük düşünmez, elinde değildir. Emre de öyle işte.

Hatırlarsanız geçtiğimiz aylarda Rotaract Akademi‘nin düzenlediği Think Talk etkinliğine konuşmacı olarak davet edilmiştim hani, sosyal medya konuşmuştuk. Oraya geldi Emre, birlikte Twitter’ı falan da tartıştık. Neşeliydi. Bu haftanın Twitter Röportajları konuğu Emre Dokuyan. Keyifli okumalar :)

Sence biz neden seviyoruz sosyal ağları?

İnternet başında çok fazla vakit geçiriyoruz. Facebook’ta sanırım beşinci sıradayız kullanıcı sayısında. Fakat nedense kullanıcı sayısı Facebook kadar etkili olmasa da Twitter da fazlaca sevildi. Hatta o kadar sevildi ki esamesi okunmayan ünlüler Twitter sayesinde yeniden gündeme gelme fırsatını elde ettiler. Türk insanı, spekülasyonu sever. Tartışmayı sever. Dedikoduyu sever.  Sosyal medya tüm bunları yapma imkanı veriyor. Sevdiğiniz sevmediğiniz herkes artık elinizin altında. Sosyal medyanın erişilebilirliği kolaylaştırması sevilmesindeki en büyük etken.

Sen ne kadardır Twitter’dasın?

Twitter’ı 2010 yılının Nisan ayından beri kullanıyorum. Çok yakın arkadaşlarımdan birisi “sen de bir hesap aç ya.” dedi ve öylelikle hesabımı açmış oldum. Açıkçası ne olduğunu herkes gibi ben de çözemedim ilk başlarda, hatta nickimin “dokuyanemre” olma sebebi de Facebook benzeri bir platform olduğunu zannetmemdir. Hiçbir beklentim yoktu, çünkü dediğim gibi ne olduğunu , ne amaca hizmet ettiğini anlamamıştım bile. İlk zamanlar arkadaşlarımı ve ünlüleri takip ediyordum, sonra sonra birilerini takip ettikçe insanların daha farklı şekilde kullandıklarını gördüm.

Twitter dışında aktif olarak hangi platformları kullanıyorsun?

Blog kullanıyorum. Ancak çok fazla yazım yok. Yeni yazıları da eklemiyorum uzun zamandır. Blog işi gerçekten çok emek istiyor. 100 tane bile takipçim yok, çünkü ben blogla ilgilenmeyince onlar da ilgilenmiyorlar. Foursquare kullanıyorum aktif olarak ve çok eğlenceli buluyorum birçok kişinin aksine. Geçenlerde “mayor” oldugum bir bankayı kaptırdım. Bu hafta gidip “mayor”luğu geri almak için bankada bir işlem yapmayı düşünüyorum. Tuhaf ama eğlenceli işte. (gülüyor)

Ama en çok Twitter ile haşır neşirsin ve bildiğin “Twitter ünlüsü”sün aslında.  Nasıl oldu da böyle oldu? Bunun bir sırrı var mı?

Allah “yürü ya kulum!” dedi. Yok öyle olmadı da.

Takipçi sayısının artışındaki en temel etken, sizden daha çok takipçili birinin sizin yazdıklarınızı RT etmesi. Bir de şöyle bir şey var gözlemlediğim kadarıyla, belli bir takipçi sayısına ulaşmış kullanıcılar her yeni Twitter kullancısı tarafından takibe alınıyor. Bu kadar insan yanılıyor olamaz herhalde diye düşünüp takip ediyorlar sanırım ama ben çok takipçili kullanıcılara özel mesaj atıp “canım yazdıklarımı rt eder misin? söyle de beni takip etsinler.” diyerek bu kadar takipçi edindim. Şaka şaka öyle bir şey yapmadım.

Çok fazla takipçinin olması da büyük sorumluluk. İnsanların garip istekleri oluyor mu?

Aklıma gelen enteresan bir şey yok ama insanlar çok tuhaf. Mesela bir takipçi yazdığınız bir şey yüzünden size tepki gösterip ağır ithamlarda bulunuyor bir hafta sonra yine aynı kişi “süper yazıyorsun devam.” diyor. Garip bir terazi. Yazdığınız şeyler takip ettiğiniz kişinin düşüncesine uymazsa basıyor küfürü . Bir de çok değişik bir algı var, insanlarda tuhaf beklentiler oluşuyor. Twitter sayfası kişisel bir alandır. İster en özelinizi paylaşırsınız isterseniz sadece paylaşmak istediklerinizi; takip etmemek gibi çok güzel bir şans varken “ya ne biçim yazıyorsun, bundan bize ne?!” gibi sorgulamalar çok yersiz.

“Takipçi sayısı önemli değil, etkileşim önemli yahu.” diyen insanlar var, bu konuda ne düşünüyorsun?

Önemli değil diyen adam yalan söylüyordur, çünkü her şeyden önce yazdıklarınızı belirli sayıda bir insana ulaştırıyorsunuz. Bir de Twitter son dönemlerin popüler iş alanlarından birisi olmaya başladı ve bunun için çok takipçisi olan kullanıcılar ilk olarak dikkati çekiyor.

Ne gibi mesela? İş mi teklif ediyorlar size?

O kadar çok teklif yağıyor ki sırf bunlar için bir asistana ihtiyacım var. ( gülüşmeler) Dediğim gibi Twitter ciddi bir pazarlama ortamı. Firmalar da bunu değerlendirmek istiyor ama reklam vermek için onların tercihleri çok daha fazla takipçisi olan Twitter kullanıcıları oluyor. Ben Arko’dan bir atak bekliyorum artık ( gülüyor )

İş tekliflerine değinecek olursak, böyle birkaç teklif geldi ve değerlendirdim.  Twitter aracılığıyla ile Superpoligon adlı bir haber sitesinde (http://bit.ly/shfVWC)  yazılar yazmaya başladım. Bunun yanı sıra yakın zamanda bir kitabım çıkıyor.

Peki belli bir takipçi sayısına ulaşan insanlar direkt birbirini tanıyor mu sayılıyor? Bu ünlülerinin hepsi birbirini tanıyor mu yahu?

Ünlüler zaten işleri gereği birbilerini tanıyorlar. Şarkıcılar olsun, oyuncular olsun devamlı iletişim halindeler ama ünlüden kastın çok takipçili Twitter kullanıcıları ise öyle bir şey yok. (gülüyor) Twitter ünlüsü kavramının altı çok boş. Bu ayrımı iyi yapmak gerekiyor ki birçok kişi de bu şekilde düşünüyor zaten. Twitter çok önemli, bu su götürmez bir gerçek ama çok da abartmamak lazım. Bir gün sahibi gelip arkadaşlar dükkanı kapatıyoruz dediğinde ne ünlü, kalır ne fenomen.  Keza sözüm ona arkadaşlıklar da biter. (gülüyor) Ama  elbette devamlı sohbet ettiğimiz kişilerle dışarıda da arkadaşlıklarımız oluyor.

Son soru: Hiç dijital intihar yapmayı düşündün mü? Gidiyorum buralardaaan… diye!

Nasılsa geri döneceğimi bildiğim için tamamen kapatmam çünkü kapatınca adınızı geri alamıyorsunuz “dokuyanemre2” komik olurdu herhalde. Bir de Twitter üzerinden belirli bir kitleye ulaşabiliyorken neden kapatayım. Belki bir gün o kadar kişiye ulaşmamı gerektiren bir durum olur ama çok sıkılırsam şifremi değiştirip başkasına veririm kullanmam olur biter.

Bir Cevap Yazın