Vatan geminin malları bunlar

Bugün, vakti zamanında kitap alışverişi yaptığım bir yayın grubundan aradılar. Zaten onlar beni düzenli aralıklarla arıyorlar. Tam da bir toplantıya yetişmeye çalışıyordum, telefondaki sesle ilgilenmem çok mümkün değildi ama yine de ayıp olmasın diye dinlemeye devam ettim. Zarif ama biraz baskın bir sesti, yeni bir kitap üzerine çalıştıklarından ve çok önemli bir konuda yayın yaptıklarından bahsetti. Ezberlenmiş pazarlama cümleleri ile konuşmasını sürdürdüğü ve hiç es vermediği için sözünü kesemedim. “Bu çok özel yayınımız Atatürk hakkında” dedi. Sonra da kendimi özel hissetmem için türlü tamlamalar kullanmaya başladı. “Sizin için özel olarak hazırlanmış…” gibi. Sanırım bu cümleler şu soydan geliyor: “Sizin güzel hatrınız için …” “Maksat ayağınız alışsın ablacım…” Neyse.

kertesz_distortion

Acelem var, telefonu kapatmak istiyorum. O yüzden telefondaki sese “kusura bakmayın, ilgilenmiyorum” dedim. Zarif ama baskıcı kadın şaşırarak “Nasıl yani, Atatürk ile ilgilenmiyor musunuz?” dedi.

Afalladım. Tepkimi ancak şu smileyi açıklayabilir sanırım. O_o

Aynı duruma bir başka örnek de ben bu anektodu Facebook’a aktarınca üniversiteden hocam Aslıhan Öğün Boyacıoğlu’ndan geldi: “Senegal’de üzerinde ırkçılık karşıtı sloganlar bulunan tişörtleri satan bir çocuk yapışmıştı bana, ama ne yapışmak… Ben de ısrarlı davranınca, “what? are you racist?” demişti.”

1999 yılında Ekonomist, “21. yüzyılın şafağında dünya milliyetçilik ve globalizasyonu deneyimleyecek” demiş. İlk bakışta teknolojinin son derece geliştiği, küreselleşmenin internetle birlikte damarlarımıza işlediği bir ortamda milliyetçilikten bahsetmek ne kadar yanlış gelse de farkında mısınız bilmiyorum ama “ırkçılık, faşizm, atatürkçü, solcu, sağcı, dinci..” gibi kavramlar kulağımızı tırmalamıyor artık. Çok alıştık.

Global ekonomi ve teknoloji özgürlüğü, milliyetçilik ile bağdaşmasa da çok tartışılıyor. Özellikle ana akım medyayı takip edenler bilir, her akşam neredeyse tüm kanallarda tartışma programlarında bu konular dönüyor. Herkes birbirini etiketliyor. “Kürt, Türk, Chp’li, Akp’li, dinci, Atatürkçü”

Eskiden asitçi misin metalci misin? diye sorarlardı. Şimdi Biebercılar, 1Direction-erlar falan var. (Bonus okuma: Ergenlik ve yeni nesil hayranlık üzerine)

Her neyse.

Bu vatan sevgisi çok ilginç bir pazarlama ve kendi ekonomisini yaratıyor. Çünkü insanların üzerinde toplumsal baskı yaratıyor. Telefondaki kadın kitapla ilgilenmediğimi anladı ve sırf kitabı satmak için beni suçlarcasına Atatürkle ilgilenip ilgilenmediğimi sorguladı. Sanki ben ona vatan sevgimi, siyasi görüşümü, milliyetçi duygularımı… açıklamak zorundaymışım gibi. Tedirgin olup da kitabı satın almak zorundaymışım gibi. Bir diğer örnekte Senegalli çocuk “aa hayır ben ırkçı değilim, o yüzden t-shirtten almalıyım” demesini bekliyordu hocanın.

Anthony Smith “nations and nationalism in a global era” kitabında diyor ki “bir milletin belleği onun kimliğinin ayrılmaz parçasıdır”. Çok güzel laf. Hem telefondaki kadının hem de Senegalli çocuğun sorusuna cevap gibi.

Vatan geminin malları bunlar” üzerine 2 düşünce

  1. Şeyma

    Başlık Yılmaz Özdil’imsi geldi =) Kötü anlamda söylemiyorum. Çok zekice. Keyifli yazı için teşekkürler. Bu tür sıfatlara alışıyor olmamız beni üzüyor.
    İnançlarımızı ve idollerimizi laçkalaştırsa da farklı formlarda ”pazarlamanın çekirdeği değil miydi hep?” diye sormaktan alı koyamıyorum kendimi. ”Seks satar” mantığından ne kadar farklı?

    Yanıtla
  2. admin Yazar

    Bu yazıyı yazarken ben de onu düşündüm. Yani, faşizm, ırkçılık ya da milli değerler pazarlamanın parçası da müzik değil mi? ya da futbol, cep telefonu vs.

    Evet, öyle. O yüzden GS Store, Beşiktaş Store falan var. Hep bir ikililik, taraf tutma. O değilsen busun. Bizden değilsen, onlardansın.

    Beni rahatsız eden milli değerlerin ikonlaştırılması. :)

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın